Translate

Ne Yaptığını, Ne Konuştuğunu Bilmeli İnsan


İnsan hayatının belki de en temel disiplinlerinden biri, kendi eylemlerinin ve sözlerinin farkında olmasıdır. “Ne yaptığını, ne konuştuğunu bilmeli insan” ifadesi, yüzeyde basit ve ehemmiyetsiz görünse de aslında derin bir hayat felsefesini özetler. Bu söz, hem bireysel olgunluğun hem de toplumsal uyumun anahtarıdır. Bilinçsizce yapılan hareketler ve ağızdan çıkan kontrolsüz sözler, çoğu zaman geri dönüşü olmayan zararlara yol açar. Ancak eylemlerimizin ve sözlerimizin sorumluluğunu üstlenmek, hem bireysel huzur hem de toplumsal uyum için şarttır.

İnsan, doğası gereği dürtüseldir. Rasyonel düşünmek yerine anlık arzulara, duygulara veya
içgüdülere dayanarak düşünmeden hareket etme eğilimindedir. Öfke anında söylenen bir söz, kıskançlık dakikasında atılan bir adım, aceleyle verilen bir karar; hepsi o anın duygusallığı; öfke, hüzün, sevinç, kaygı, korku, heyecan, umut gibi duyguların yoğunlaşması içinde makul gelebilir. Ancak saatler, günler, hatta yıllar sonra aynı eylemin veya cümlenin nelere mal olduğunu görmek insanı şaşırtır hatta bambaşka hallere bile sokabilir.

Öncelikle “ne yaptığını bilmek” ile ne kastettiğimizi açıklayalım. İnsan her gün yüzlerce karar alır. Sabah kalktığında kahve mi içecek, spor mu yapacak, yoksa direkt işe mi gidecek? İnsan
hangi işlere öncelik vereceğini, hangi ilişkileri besleyeceğini, hangi alışkanlıkları sürdüreceğini netleştirmezse, günün sonunda “ne yaptım ben bugün?” sorusuyla karşı karşıya kalır. Küçük seçimler bile birçok sonuç doğurur. Büyük kararlara gelince durum daha tehlikeli bir hal alır. Bir yatırım yaparken çok yönlü riskleri hesaplamayan, bir ilişkiye başlarken karşılıklı beklentileri netleştirmeyen kişi, hem kendine hem çevresine zarar verir. Bilinçli eylem, “sonucu düşünmek” demektir. “Bu yaptığımın yarın beni nasıl etkileyeceğini öngörebiliyor muyum?” sorusunu sormak, pişmanlıkları azaltır. Bilinçli yaşam, her sabah küçük bir niyetle başlar: “Bugün şuna dikkat edeceğim, şunu yapmayacağım, bunu yapmayacağım.” Bu niyet, gün içinde pusula görevi görür. Psikologların “farkındalık” (mindfulness) dediği yaklaşım tam da budur: Anı yaşamak ama geleceği de göz ardı etmemek.

“Ne konuştuğunu bilmek” ise sözlerin gücünü hatırlatır. Dil, insanlığın en güçlü aracıdır. Bir cümleyle birini mutlu edebilir veya incitebiliriz. Sosyal medyada her gün milyonlarca paylaşım yapılıyor; çoğu düşünülmeden atılıyor. Bir fotoğrafın altına yazılan “espri” bile, yanlış anlaşıldığında linç kampanyasına dönüşebiliyor. Modern dünyanın en büyük tuzaklarından biri; anlık tepki verme hızının artmasıdır. Sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları ve anlık paylaşım kültürü, düşünmeden konuşmayı normalleştirdi. Bir tuşa basmakla binlerce kişiye ulaşan bir cümle, birkaç saniye içinde yayılır ve geri alınamaz. Oysa eski zamanlarda bir sözün yayılması günler, haftalar alırdı; bu da kişiye düşünme fırsatı verirdi. Bugün ise aynı fırsatı kendimiz yaratmak zorundayız.

Bununla birlikte bilmek, sadece bilgiye sahip olmak değil; o bilgiyi anbean hayata geçirebilmektir. Yani kişi, bir şey söylerken veya yaparken şu soruları kendine sormalıdır:

- Bu söz kime, ne zaman, hangi ortamda söyleniyor?

- Bu davranış uzun vadede beni ve çevremi nereye götürür?

- Bu hareket, değerlerimle uyumlu mu?

- Bir saat sonra, bir hafta sonra bu konuda kendimle yüzleştiğimde utanacak mıyım?


Söz, bir kere çıktı mı ok gibidir; yaydan fırladıktan sonra geri çağrılamaz. O sebeple söz ağızdan çıkıncaya kadar senin esirindir, ağızdan çıktıktan sonra sen onun esiri olursun. Atalarımız “Söz gümüşse sükût altındır” diyerek susmanın değerini vurgulamışlardır. Bununla birlikte kültürümüzde “sözün sahibi” olmak, “ağzından çıkanı kulağın duyması” konularının altı hep çizilmiştir. Her bildiğini söylemek erdem değil, çoğu zaman densizliktir. İnsan karşısındakinin hassas noktalarını, o anki ruh halini, ortamın gerektirdiği üslubu hesaba katmadan konuşursa, iyi niyetli bile olsa yıkıcı olabilir. Gerçek olgunluk, bildiklerini değil, söylemesi gerekenleri seçebilmektir. Konfüçyüs’ün “Bildiğini bilen bilge, bilmediğini bilen daha da bilge” sözü boşuna söylenmemiştir.

Modern hayatın en büyük sorunlarından biri bu bilinç eksikliğidir. Gençler arasında “cancel culture” denilen olgu, tam da bu yüzden yayılıyor. Birinin sosyal medyada yıllar önceki bir paylaşımını bulup kariyerini bitirebiliyoruz. Çünkü o kişi o zaman “ne konuştuğunu” bilmiyordu. Keza siyasette, popüler kültürde, hatta aile içi ilişkilerde “sözün ağırlığını” hissetmeyenler çoğaldı. Bir ebeveyn çocuğuna “sen başarısızsın” derse, o çocuk yıllarca bu sözün yükünü taşır. Oysa aynı ebeveyn “ne konuştuğunu” bilse, eleştiriyi yapıcı hale getirebilirdi.

Bu bilinci nasıl kazanacağız?

Birinci adım; Durmak.

Her eylem ve söz öncesi birkaç saniye düşünmek.“Bu yaptığımın, bu söylediğimin sorumluluğunu alabilir miyim?” sorusu inanın mucize yaratır.

İkinci adım; Öğrenmek.

Bilgi dağarcığımızı genişletmek ve uzmanlık alanımıza sadık kalmak gerçekten değerimizi arttırır.

Üçüncü adım; Empati.

Karşımızdaki insanın duygularını, tepkilerini öngörmek sosyal ilişkileri güçlendiren bir beceridir.


Dördüncü adım; Özür dilemek. Hata yaptığımızda özür dilemeyi bilmek en zor adımdır. Ne yaptığını bilmek aynı zamanda hatayı kabul etmeyi gerektirir.

Sonuç olarak, “Ne yaptığını, ne konuştuğunu bilmeli insan” sadece bir uyarı değil, aynı zamanda bir kurtuluş reçetesidir. Çünkü özgür irademizin sınırlarını çizer. Özgürlük, istediğini yapmak değil; yaptığının ve söylediğinin sonuçlarına katlanabilmektir. Hayatın karmaşasında kaybolmamak, başkalarına zarar vermemek ve kendimize ihanet etmemek için tek yol budur: Bilinçli olmak. Her sabah aynaya bakarken kendine şu soruyu sorabilmek: “Bugün ne yaptım, ne söyledim ve bunların sorumluluğunu gerçekten taşıyabilir miyim?” Bu soruya “evet” diyebilen insan, hem kendisiyle hem de çevresiyle barışıktır. Gerisi ise sadece kuru gürültüdür. Bu bilinçle yaşayan insan, hem kendi iç huzurunu korur hem de çevresine örnek olur. Toplum olarak bu ilkeyi benimsediğimizde, daha az yanlış anlama, daha az kırgınlık, daha az pişmanlık göreceğiz. Çünkü insan, ancak ne yaptığını ve ne konuştuğunu bildiği zaman gerçekten “insan” olur.



2 yorum:

Adsız dedi ki...

Yunus Emre ne güzel demiş"Sen seni bil sen seni,sen seni bilmezsen,senden sorarlar seni"

Adsız dedi ki...

Güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.