Öncelikle “ne yaptığını bilmek” ile ne
kastettiğimizi açıklayalım. İnsan her gün yüzlerce karar alır. Sabah
kalktığında kahve mi içecek, spor mu yapacak, yoksa direkt işe mi gidecek?
İnsan

hangi işlere öncelik vereceğini, hangi ilişkileri besleyeceğini, hangi
alışkanlıkları sürdüreceğini netleştirmezse, günün sonunda “ne yaptım ben
bugün?” sorusuyla karşı karşıya kalır. Küçük seçimler bile birçok sonuç
doğurur. Büyük kararlara gelince durum daha tehlikeli bir hal alır. Bir yatırım
yaparken çok yönlü riskleri hesaplamayan, bir ilişkiye başlarken karşılıklı
beklentileri netleştirmeyen kişi, hem kendine hem çevresine zarar verir.
Bilinçli eylem, “sonucu düşünmek” demektir. “Bu yaptığımın yarın beni nasıl
etkileyeceğini öngörebiliyor muyum?” sorusunu sormak, pişmanlıkları azaltır.
Bilinçli yaşam, her sabah küçük bir niyetle başlar: “Bugün şuna dikkat
edeceğim, şunu yapmayacağım, bunu yapmayacağım.” Bu niyet, gün içinde pusula
görevi görür. Psikologların “farkındalık” (mindfulness) dediği yaklaşım tam da
budur: Anı yaşamak ama geleceği de göz ardı etmemek.
“Ne konuştuğunu bilmek” ise sözlerin gücünü
hatırlatır. Dil, insanlığın en güçlü aracıdır. Bir cümleyle birini mutlu
edebilir veya incitebiliriz. Sosyal medyada her gün milyonlarca paylaşım
yapılıyor; çoğu düşünülmeden atılıyor. Bir fotoğrafın altına yazılan “espri”
bile, yanlış anlaşıldığında linç kampanyasına dönüşebiliyor. Modern dünyanın en
büyük tuzaklarından biri; anlık tepki verme hızının artmasıdır. Sosyal medya,
mesajlaşma uygulamaları ve anlık paylaşım kültürü, düşünmeden konuşmayı
normalleştirdi. Bir tuşa basmakla binlerce kişiye ulaşan bir cümle, birkaç
saniye içinde yayılır ve geri alınamaz. Oysa eski zamanlarda bir sözün
yayılması günler, haftalar alırdı; bu da kişiye düşünme fırsatı verirdi. Bugün
ise aynı fırsatı kendimiz yaratmak zorundayız.
Bununla birlikte bilmek, sadece bilgiye sahip
olmak değil; o bilgiyi anbean hayata geçirebilmektir. Yani kişi, bir şey
söylerken veya yaparken şu soruları kendine sormalıdır:
- Bu söz kime, ne zaman, hangi ortamda
söyleniyor?
- Bu davranış uzun vadede beni ve çevremi nereye
götürür?
- Bu hareket, değerlerimle uyumlu mu?
- Bir saat sonra, bir hafta sonra bu konuda
kendimle yüzleştiğimde utanacak mıyım?
Söz, bir kere çıktı mı ok gibidir; yaydan
fırladıktan sonra geri çağrılamaz. O sebeple söz ağızdan çıkıncaya kadar senin
esirindir, ağızdan çıktıktan sonra sen onun esiri olursun. Atalarımız “Söz
gümüşse sükût altındır” diyerek susmanın değerini vurgulamışlardır. Bununla
birlikte kültürümüzde “sözün sahibi” olmak, “ağzından çıkanı kulağın duyması”
konularının altı hep çizilmiştir. Her bildiğini söylemek erdem değil, çoğu
zaman densizliktir. İnsan karşısındakinin hassas noktalarını, o anki ruh
halini, ortamın gerektirdiği üslubu hesaba katmadan konuşursa, iyi niyetli bile
olsa yıkıcı olabilir. Gerçek olgunluk, bildiklerini değil, söylemesi
gerekenleri seçebilmektir. Konfüçyüs’ün “Bildiğini bilen bilge, bilmediğini bilen daha da bilge” sözü boşuna söylenmemiştir.

Modern hayatın en büyük sorunlarından biri bu
bilinç eksikliğidir. Gençler arasında “cancel culture” denilen olgu, tam da bu
yüzden yayılıyor. Birinin sosyal medyada yıllar önceki bir paylaşımını bulup
kariyerini bitirebiliyoruz. Çünkü o kişi o zaman “ne konuştuğunu” bilmiyordu.
Keza siyasette, popüler kültürde, hatta aile içi ilişkilerde “sözün ağırlığını”
hissetmeyenler çoğaldı. Bir ebeveyn çocuğuna “sen başarısızsın” derse, o çocuk
yıllarca bu sözün yükünü taşır. Oysa aynı ebeveyn “ne konuştuğunu” bilse,
eleştiriyi yapıcı hale getirebilirdi.
Bu bilinci nasıl kazanacağız?
Birinci adım; Durmak.
Her eylem ve söz öncesi birkaç saniye düşünmek.“Bu
yaptığımın, bu söylediğimin sorumluluğunu alabilir miyim?” sorusu inanın mucize
yaratır.
İkinci adım; Öğrenmek.
Bilgi dağarcığımızı genişletmek ve uzmanlık
alanımıza sadık kalmak gerçekten değerimizi arttırır.
Üçüncü adım; Empati.
Karşımızdaki insanın duygularını, tepkilerini
öngörmek sosyal ilişkileri güçlendiren bir beceridir.
Dördüncü adım; Özür dilemek. Hata yaptığımızda
özür dilemeyi bilmek en zor adımdır. Ne yaptığını bilmek aynı zamanda hatayı
kabul etmeyi gerektirir.
Sonuç olarak, “Ne yaptığını, ne konuştuğunu
bilmeli insan” sadece bir uyarı değil, aynı zamanda bir kurtuluş reçetesidir.
Çünkü özgür irademizin sınırlarını çizer. Özgürlük, istediğini yapmak değil;
yaptığının ve söylediğinin sonuçlarına katlanabilmektir. Hayatın karmaşasında
kaybolmamak, başkalarına zarar vermemek ve kendimize ihanet etmemek için tek
yol budur: Bilinçli olmak. Her sabah aynaya bakarken kendine şu soruyu
sorabilmek: “Bugün ne yaptım, ne söyledim ve bunların sorumluluğunu gerçekten
taşıyabilir miyim?” Bu soruya “evet” diyebilen insan, hem kendisiyle
hem de çevresiyle barışıktır. Gerisi ise sadece kuru gürültüdür. Bu bilinçle
yaşayan insan, hem kendi iç huzurunu korur hem de çevresine örnek olur. Toplum
olarak bu ilkeyi benimsediğimizde, daha az yanlış anlama, daha az kırgınlık,
daha az pişmanlık göreceğiz. Çünkü insan, ancak ne yaptığını ve ne konuştuğunu
bildiği zaman gerçekten “insan”
olur.
2 yorum:
Yunus Emre ne güzel demiş"Sen seni bil sen seni,sen seni bilmezsen,senden sorarlar seni"
Güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.
Yorum Gönder