Sıklıkla iyiliğe karşılık vermeme, hayatta alınan hediyeleri, lütfu ve birçok bağlamda ilahi nimetleri görmezden gelme olarak da tanımlarız kadir kıymet bilmezliği. Genellikle derin bir ahlaki başarısızlık ve kişisel mutsuzluğun ve ilişkisel bozulmanın temel nedeni olarak kabul edilir. Sevgiyi ve merhameti kurutan “yakıcı bir rüzgâr” olarak tanımlarım kadir kıymet bilmezliği.
Ne yaptığını bilmeyen insanlardan, emeğinin karşılığını alamazsın, beklediğin değeri de göremezsin. İnsan ilişkilerinin, dostlukların, aile bağlarının, hatta bir toplumun sağlıklı kalabilmesinin en temel taşlarından biri “kadir kıymet bilmek”tir. Aslında günümüzün en yaygın ve en yıkıcı erdem eksikliklerinden biridir: kadir kıymet bilmek.
“Kadir kıymet bilmemek” ne demektir?
Bir insanın, bir iyiliğin, bir emeğin, bir zamanın, bir sevginin, bir yeteneğin ya da bir nimetin gerçek değerini görememek, hak ettiği yeri vermemek, onu sıradanlaştırmak, harcamak, küçümsemek, hatta yok saymaktır. En acı tarafı ise şudur: Genellikle ve çoğu zaman bu bilmezlik, ancak o değer tamamen kaybedildikten sonra anlaşılır. Maalesef çoğu insan, elindeki güzelliklerin farkında değil. Birçok düşünür bunu "kötülüklerin kralı" veya "özel bir günah" olarak nitelendirir.
Neden Bu Kadar Yaygın?
Birkaç temel sebep öne çıkıyor:
1. Alışkanlık körlüğü
Beynimiz alıştığı şeyi “normal” olarak kodlar. Her gün yanında olan eş, anne-baba, arkadaş, sağlık, iş, huzur… bir süre sonra “var olması gereken şeyler” kategorisine iner. Varlıkları o kadar kesintisizdir ki, yoklukları düşünülmez bile.
2. Narsist tüketim kültürü
Modern yaşam “daha iyisi her an gelebilir” yanılsaması yaratır. Bu yüzden bugünkü değeri harcamak kolaylaşır. İnsanlar da tüketim nesnesine döner: “Bu gitse yenisi bulunur” mantığı.
3. Kıyas hastalığı
Sosyal medya çağında herkesin hayatı sürekli vitrine konur. Kendi çevresindekilerin kıymetini ölçerken başkalarının “highlight”larıyla (dikkat çekici unsurlarıyla) kıyaslayan insan, elindekini değersizleştirmeye başlar.
“Ben bunu hak ettim” ya da “herkes yapar” düşüncesi yerleştiğinde teşekkür, takdir ve vefa duyguları körelir.
5. Kültürel ve Psikolojik Etkenler
Modern, hızlı tempolu ve materyalist kültürler, medyanın da etkisiyle, sahip olduklarımızdan ziyade sahip olmadıklarımıza odaklanmayı teşvik eden bir " Kadir Kıymet Bilmezlik endüstrisi" yaratabilir.
Kadir Kıymet Bilmezliğin Ağır Sonuçları
Kişisel düzeyde: En yakınındakileri kaybeder, yalnızlaşır. Sonra “keşke”lerle dolu bir hayat başlar.
İlişkilerde: Sevgi biter, güven biter, yerine kırgınlık ve intikam duygusu yerleşir.
Toplumsal düzeyde: Yetkin insanlar küser, göçer ya da susar. Kurumlar değer üretemez hale gelir. Ülke, yetişmiş beyinlerini, sanatçılarını, bilim insanlarını, emekçilerini tüketir.
Manevi düzeyde: Nimetin sahibini (Allah’ı) hakkıyla takdir edememek, şükürsüzlük kapısını ardına kadar açar.
Mehmet Akif’in meşhur mısralarını hatırlayalım:
“Semer varsa eşek de bulunur / Eşek varsa semer de bulunur”
Akif burada nimetin kıymetini bilmeyeni, elindeki nimeti sıradanlaştıranı eşeğe benzetir. Sahip olduğu imkânın değerini anlamayan, onu kaybedince ağlar ama iş işten geçmiştir.
Kadir Kıymet Bilmez bireyler genellikle itici ve mutsuz olarak görülür, çünkü bu tutum acı, kıskançlık ve kronik bir memnuniyetsizlik duygusuna yol açar.
Bir yazar insan için şunları yazmış:
- Huysuzsa idare edin; çünkü huysuz bir insan düzelebilir,
- Cahilse akıl verin; çünkü cahil insan akıllanabilir,
- Sinirliyse sabredin; çünkü sinirli insan sakinleşebilir,
- Kadir Kıymet Bilmiyorsa yol verin gitsin; çünkü o insan asla değişmez.
Peki, Ne Yapmalı?
● Durup bakmak gerekir. Bugün yanınızda olanı bir an için yarın olmayacakmış gibi düşünmek.
● Küçük teşekkürleri çoğaltmak. “İyi ki varsın” cümlesini içten ve zamanında söylemek.
● Kaybetmeden şükretmek. Çünkü değerler genelde kaybedildikten sonra anlaşılır; oysa asıl erdem, kaybetmeden önce anlamaktır.
Son söz:
Modern dünyanın, belki günümüz dünyasının en büyük yoksulluğu paradan ya da maldan değil, kadir kıymet bilen insan azlığındandır. Elindekinin değerini bugün bilen, yarın “keşke” demek zorunda kalmaz.
Kendinize şu soruyu sorun: Bugün kimin/neyin kadir kıymetini bilmedim?
Belki de bu satırları okurken aklınıza gelen ilk isim ya da durum, tam da o “kaybetmeden önce” uyanış fırsatıdır.
Ne mutlu o fırsatı değerlendirebilene.







1 yorum:
Doğru söze ne denir...
Yorum Gönder